14/4/2007 -
YENİDEN HÜZÜNLE..
İşte yine can sıkıntısı bana bir şiir yazdıracak. Tırnaklarım uzamış, İçimde yaralı bir aşk.
İçimde yaralı bir aşk ve birkaç piyes ölüsü, birkaç gözyaşı kırıntısı, intihar gelgiti birkaç.
Sırtüstü uzandım dünyaya, odamın ampülüne bakıyordum, ampulün bağlı olduğu borunun tavanda kıvrılışına.
Tavanda kıvrılışına birkaç damla gözyaşının birkaç damla tentürdiyot, kalbim ağrıyordu, bir yaz- günü düştüm sokaklara, karanlık sokaklara düştüm, bir yaz gecesiydi galiba, ürpererek indikçe bayırlardan, kimsesiz ve boş alanlara, çaresiz, bomboş bir cesettim, bir suyla dolu bir kova olarak kalmışım dünyada. Herkes kim bilir nerdedir- şimdi? sevgilim...Kim bilir- nerdesin? Kalbim -ki bir gün durur- var mıydı acaba? Ölümü ve tuzlu fıstıkları unutmadım, bayat tuzlu fıstıkları. Sarhoşlar kusardı bir de ben varken orda. Dünya’da. 1965 yılında. Bir savaş ve hüzün korkusuyla kahvelere dolardı insanlar Sevgilim! Sevgilim! "Kanayan yerim benim" çürük yumurta, bayat pastırma ve bamya yenilen bir lokantada mareşal fevzi çakmak, koca yusuf dünya güzeli fatma dostumdular. Ben o şehirde yalnızdım bunu kimseler bilemez gidip gidip rıhtıma dururdum. Kör bir dilenci vardı, o da- dostumdu, beni- evlendirmek isterdi kızıyla. Ben içimde bir acıyla boyna bir resim yapardım. Sarı kurdeleli kızlara- hikayeler anlatırdım hatta uzak dünyalar ve albert aynştayn hakkında. Onlar uzun uzun susarlardı. Güzelim kızlari Hürriyet- gaztesi okurlardı Ses ve Hafta.
Her şey o kadar birbirinin aynıydı, hayat- akıp gidiyordu sıkıntıyla. Domino taşlarına ve bir nehrin akışına benzeyen cesur ve genç hayat. Akıp giden. Kitapçı vitrinlerini ve alanları hızla eskiten- hayat, bazen- beni heyecanlandırırdı. Yağmurlu, ıhlamur ağaçlı bir yolda kocaman, eflatun, bir güneş tıkanırdı gırtlağıma onu karnıma sokardım. Güneşi, göğsüme ve karnıma. Akşam- beni bulurdu bir koyda. Kırlara doğru koşardım bir bağırtıyla. Az önce ıslanmış kırlara, serin ve bereketli, her zaman bağışlayan, o taze, ve hüzün- anası kırlara...
Sevgilim! Sevgilim Gece- yürüyor, Dünya- yürüyor ordularla. Kitaplarla ve matbaacı- çıraklarıyla. İçimde- bir dağ çeşmesi akıyor... Sabah oldu oluyor anında- eski, külüstür, kömür- yüklü sarı bir kamyonla yanında durmuştuk, orman- battaniyeliydi hala. Bir hastane odasında- sabaha karşı, yaralı- bir onbaşı gibi uyuyordu. Sabaha- karşı bir hastane odasında- aklıma çanlar geliyor. Bir adam- kesik çocuk başları satıyor. Yeniden hüzünle başlıyorum bir romana...
ATAOL BEHRAMOĞLU
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
10/8/2006 - CANIM, YILLAR SONRA SENİNLE KONUŞMAK İSTEDİLER
İşine dalmıştı, bir taraftan da güncel sıkıntılar, yapacağı işleri planlamak gibi pek çok düşünce de kafasında uçuşurken telefonun sesiyle irkildi;
-Efendim
-Cem ............... ile görüşmek istiyorum
kadın bir an şaşırdı, O'nun son arandığı günlerin üzerinden yıllar geçmişti, ne diyeceğini bilemedi, boğazı sıkıldı sanki, kor bir ateş birden alevlendi, her yanını sardı... Bütün bunlara rağmen kendisinin de şaşırdığı duygusuz bir sesle;
- Maalesef artık o aramızda değil,
-Çok üzgünüm, bireysel emeklilikten arıyorum, 1980 yılında adına yapılmış olan emeklilik poliçesi hakkında görüşecektim, şu anda kiminle görüşüyorum acaba?
- Annesiyim,
- Eğer rahatsız etmezsem sizinle görüşmeye gelebilirmiyim,
- Hayır rahatsız etmezsiniz ancak şu an evde badana yapıyorum, eğer siz rahatsız olmazsanız buyrun,
-Adresi verebilirseniz öğleden sonra yanınızda olacağım,
........................................
- Görüşmek üzere
Telefon kapandı kadın uzun uzun telefona baktı, ne yapacağını şaşırdı, gözlerinden yaşlar geldi ama akamadı, sadece gözlerini yaktı içinin ateşi. Alıştım artık diyordu herkese, bu acıyı taşımaya alıştım, ben hep yine onu düşünerek yaşamaya alıştım, içim ağlarken kahkahalar atmaya alıştım......
Hayır hayır hayır... alışamamıştı, hep kendini ve etrafını kandırmıştı ve bir telefonla herşey yüzüne vurulmuştu..
Zaten gergin günleri başlamıştı o yüzden salonu kendi boyamaya kalkışmıştı, belki oyalanır, belki içindeki hırsı böyle atabilirdi.
17 Ağustos herşeyin başladığı tarih,
23 ağustos tarfsiz acı, insanı buz kesen, donduran acı
25 Ağustos ve o artık yok
Her yıl Ağustos ayında her şeyi tekrar yaşamaya başlardı, an an, bütün konuşulanlarla, gidilen yerlerle,yaşanan mutluluklarıyla ve tabii ki acısıyla... Bunu hep içinde taşırdı kadın kendi başına, kimseye yük olmamaya çalışarak.
İşte bunlar yaşanırken tam ortasında gelen telefon..............
ağlamak istedi ağlayamadı, bağırmak istedi sesi çıkmadı, saçını başını yolmak istedi yapamadı, onlar için de güç gerekiyormuş meğer. Gözlerinde ateş gibi duran yaşları, deli gibi çarpan kalbi ve sıkılan boğazı ile yığıldı koltuğun üstüne.........
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
28/1/2006 - dün gece okeyde yas vardı
xsmartx; okey oynamaya girdiğimde karşılaştığım, oyunda daima saygılı olan, esprili, eğer birlikte oynamıyorsak selam vermeden geçmeyen, konuşmalarından yazdıklarından sağlam ve kendini bilen bir kişi olduğu izlenimine vardığım genç arkadaşım...
ne yazık ki dün gece seni bir beyin kanaması sonucu yitirdiğimizi öğrendim.
ve yüzünü hiç görmediğim, hakkında çok fazla birşey bilmediğim (sadece 38 yaşında olduğu ve yaşadığı şehir gibi birkaç basit sosyal durumu biliyordum) bir insanın yitirilişinden bu kadar etkileneceğimi düşünmezdim ama görüyorum ki sanal tanışıklıklar da derin dostluk izleri bırakabiliyormuş, bu sadece benim değil onu tanıyan pek çok kişinin ortak görüşü. Hala kendime gelebilmiş değilim, sadece ben mi, hayır bütün bir oda dün gece seni konuştuk, garip bir biçimde gözyaşlarımızın aktığını görürcesine, herkes birbirini üzmekten çekinerek.
İnternette oluşan guruplar birbirlerine arkadaş diyor, dost diyor ama birinin başına birşey gelse nereden haberi olacak ve ne derece etkilenecek, en nihayetinde neti bırakmıştır diye düşünecektir ve üzerinde bile durmayacaktır, geçip başka konuşmalara dalacaktır diye düşünen çok kişi vardır. Ama hayır öyle olmadığına dün gece şahit oldum. Burada da acı haberler duyuluyor, üzüntüler çekiliyor, bir araya gelinip yitirilen kişi anılıyor.
Ve ben hala aynı inatla inanıyorum ki yaşı, cinsiyeti ne olursa olsun internette sağlam arkadaşlıklar olabilir ve burada karşılaşılan kötülükler gerçek hayatımızdakinden hiç te fazla değil.
O gece konuşmuştuk, nickini çaldırmıştı, bunun üzerine espriler yaptık, yeni nickini (yeni nicki makber di) alırken nereden esinlendiğini sormuştum, hiç dedi bir amacı yok üye kaydı yaparken birden gazetede gördüm, evet sade bir nick ama sana yakışmamış dedim, tamam ablacığım değiştireyim demişti, ama fırsatı olamadı sabahına beyin kanaması geçirmiş.
nur içinde yat xsmartx seni şimdiden çok özledik.
|
|
Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
1/1/2006 - porselen çay fincanı
Onsuz geçecek ilk yılbaşıydı, onsuzluk ağırdı ama kadın zorla kendini kaldırıp çarşıya çıktı, geride daha minicik, hayatın başında bir kızı daha vardı ve ona bu ağırlığı hisettirmemesi gerekiyordu. 9 yaşında acılarla ezilirse, hayatın anlamsızlığı öğretilirse nasıl yaşayabilirdi bütün bir hayatını. Kendisi için anlamsız da olsa bazı bahanelerle yaşama heyecanını aşılaması gerekti kızına. İşte böyle diyerek yılbaşı hazırlıkları için alışverişini tamamlamaya girişti.
Gezinirken el yapımı kırmızı çiçekler ve yaldızlarla süslenmiş çay fincanını gördü birden vitrinde, olsaydı ve bunu O'na hediye etseydi ne kadar sevinirdi, daha önce birlikte dolaşırlarken çok beğenmişti böyle bir fincan gördüklerinde ve çin porselenindeki kırmızı rengin efsanesini anlatmıştı kadına.... Kadın düşündü... yaşıyor olması gerekmezdi O'na bunu alması için, ve aldı, ona, olmayan kişiye yılbaşı hediyesi olarak aldı, özenle hediye paketi yaptırdı.
Eve geldiğinde kızı yılbaşı heyecanındaydı, kadın paketi açarak özenle yerleştirdi fincanı onun çalışma masasına ve kimse sormadı kime ve niçin aldığını.
İşte bu yılbaşı o fincan yine duruyordu karşısında bütün yitenlerin acısını yaşıyarak. Gizlice bakıştılar kadınla bütün gece, aralarındaki sırrı paylaştılar boyunları bükük.
Kadın kırmızı güllerde acılarını gördü, yaldızlarında O aralarındayken yaşanmış güzel günleri...
onsuz yeni bir yıla daha adım atıyorlardı...
|
|
Yorum (8) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
30/12/2005 - arkadaşlık ve dostluk kolay ulaşılan olgular değildir
emek ister, özen ister, affetmek, affedilmek ister,
Arkadaş Dökümü
Evvela dişlerimiz döküldü Sonra saçlarımız Arkasından birer birer arkadaşlarımız Şu canım dünyanın orta yerinde Yalnız başına yapayalnız Kırılmış kolumuz, kanadımız Tatlı canımızdan usanmışız
Bir şüphedir sarmış yüreğimizi Ya kendini aldatıyor demişiz ya bizi Bir şüphedir demir atmış ciğerimize Pamuk ipliği ile bağlamışlar bizi Düğüm üstüne düğüm şöyle dursun Bir çalım bir kurum hepimizde Nereden inceyse oradan kopsun
Bu canım dünyanın orta yerinde Hayvanlar kadar bağlanamamışız birbirimize Yalan mı? Gözünü sevdiğim karıncalar İşte: Hamsiler sürü sürü Arılar bölük bölük geçer Leylekler tabur tabur
Ya bizler? Eşref-i mahlukat! .. Boğazımıza kadar kendi murdar karanlığımıza gömülmüşüz
Bizler bölük bölük, bizler tabur tabur Bizler sürü sepet Yalnız birbirimizi öldürmüşüz
Bedri Rahmi Eyüboğlu
|
|
Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
bir gözyaşı damlası kristali
Arkadaşlarım
• vedat1987 • raciegi • pedagog • ozgurbaba • omega24 • caglar • braveheart • Abhorrence • window • kalemabi
|